Sevgiliniz naylon mu, gerçek mi? | Arkadaşlık Siteleri ve Arkadaşlık Uygulamaları

Buradasınız : Ana Sayfa // Ivır Zıvır // Sevgiliniz naylon mu, gerçek mi?

Sevgiliniz naylon mu, gerçek mi?

Siz sevgili olduğunuzu sanırken, iki sevgilinin yaptığı pek çok paylaşımı gerçekleştirirken, O, size “sevgilim” demiyorsa ya da demeyecekse bunu nasıl anlarsınız? İşte bu tip erkekleri tanıma yöntemleri.

Modern, şehirli, eli yüzü düzgün, kadınlardan biraz talep gören erkekler dünyasında uzun süredir moda olan kavramlardan biri “sevgili olmayan erkek”. Dünyadaki erkeklerin sayısı gün geçtikçe azalıyormuş diye herkes kendini bulunmaz hint kumaşı sanıyor! Biz kadınları ciğer peşindeki kediler gibi birbirimize mi düşürmek istiyorsunuz yoksa? Yemezler beyler

Peki, bu erkek tipi sevgili olmuyor da evinin bir köşesinde kukumav kuşu gibi oturuyor mu? Asla, aksine gününü gün ediyor. Birkaç kadınla birden gezip tozuyor. Bunların, sevişecek kadar yakınlaşmaya cüret edeni de var. Hatta daha ileri gidip, sık sık sevişerek, Sex and the City dizisinden devşirme bir kavram olan “yatak arkadaşı” ile sevgili arası bir formül tutturan sinsi modelleri de mevcut.

Kadın, “Beraber miyiz?” diye sorarsa “Siz de sevişince hemen yüzük istiyorsunuz” diyen daha özgür- ödlek- ukala versiyonları da var. Ya da kadının yoğun aşkının farkında olup, bundan cinsel, duygusal ve maddi anlamda faydalanan, kan emici ve çok daha tehlikeli türleri de vahşi şehir ormanında gözlemlenebiliyor.

Ancak burada sözünü ettiğimiz, bağlanma korkusu değil, karıştırmayın. Sevgililik müessesesinin gereklerini bir noktaya kadar yerine getiriyor, bir çeşit bağlılık yaşıyor ve yaşatıyor ama resmi olarak “sevgili” değilsiniz. Ne yanar ne döner, ne ileri ne geri, çelişik, karmaşık ve kişiliksiz bir durum. Bu, resmi durumunuzu, aranızda uzun uzun konuşmalar geçmese de kısa sürede anlamanızı ve kabul etmenizi de sağlıyor, böylece, açık açık konuşma özürlü nazik erkeğimiz baş ağrılarından ya da vicdan azaplarından da kurtuluyor.

Uzun bir süre, karşılıklı olarak birbirinizi test ettiğinizi, “ilişki olsa nasıl olurdu” nun küçük bir demosunu yaşadığınızı sanabilirsiniz. Bir çeşit emin olma yöntemi yani. Evlilikten önce nişanlılığı biliyoruz da, ilişki öncesi bu ön ilişki halini anlamak, buna adapte olmak kolay değil. Eh, siz de hoşlanıyorsanız adamdan, “Dur bakalım, değişir, netleşir” diyerek zaman geçiyor, geçiyor…

Erkek; alan memnun satan memnun sanırken, birden diğer kadınlar öğreniliyor. Sonra kopsun kıyamet, konuşulsun dursun. “Ben neydim peki” ler gelsin, “O kim peki” ler gitsin. “Biz ne yaşadık?” gibi yanıtı saatler süren profesyonel lig sorusu da cabası. İki tarafın da zamanına, nefesine yazık… Meğer, ilişki öncesi bir emin olma testi değilmiş bu, beraber geçen tüm o hoş zamanlara rağmen sizinle sadece takılıyormuş. Nasıl anlamamışsınız?

Ancak önemli bir parantez açalım: Eğer siz de ilişkinizi böyle yaşamak istiyorsanız süper bir formül bu, tadından yenmez, ilişkinin tüm gıcık bağımlılıklarından kurtarır, özgür kılar. İstediğiniz zaman gidebilirsiniz, başkasından etkilenebilirsiniz, hesap vermezsiniz. Sevdiğiniz bir restoranda yiyip içip sonra da kolunu sallayarak çıkıp gitmek gibi…

Ancak eğer siz, adama abayı yaktıysanız, hissettiklerinizin bir sahiplenme duygusundan öte, yalnız kalma korkusundan öte, gerçek bir duygu- sevgi- aşk, her neyse, önemli, hatta çok önemli olduğundan eminseniz ve ondan başkasıyla olamıyorsanız, onunla gerçekten beraber olmak istiyorsanız, kendinizi çıkmaz sokaklarla dolu ateş çemberine atmayın. Samimi olun ve aynı şekilde samimiyet bekleyin.

İŞİN BAŞINDA ANLAYIN

Peki acaba siz sevgili olduğunuzu sanırken, iki sevgilinin yaptığı pek çok paylaşımı gerçekleştirirken bu erkekler size “sevgilim” demiyorlarsa ya da demeyeceklerse bunu işin başında nasıl anlarsınız? İşte bu tip erkekleri yolun başında tanıyıp, hayatınıza sokmamanın yöntemleri:

“ELİNİ TUTMAM ABİ”

Elini verirse kolunu kaptırır, kolunu verirse, aman diyeyim tüm vücudu gider, hele bir de beynini ve kalbini kaptırırsa, geçmiş olsun. Karşıdan karşıya geçerken elinizi, bir çeşit refleksle, kazara tutuverirse, “Kız yapışır şimdi her yürüyüşte, artık o el orada tutkal olur, bu iş uzar” diye korkar. “El içeride büyür, büyür, sıcaktan pişer, kokular salar, nasır tutar, kesip atmak, ayırmak için ameliyat ya da psikolog gerekir sonra, neme lazım!

Hem, elini tutarsam ya biri görürse, bütün şanslarım, bütün diğer kadın ihtimallerim, gençliğim, hayatım heba olur, başım bağlanır” diye düşünür. Şimdi pratikte bir idman yapalım: Kafede otururken, gizli bir hamlede bulunun, güzel bir gün geçirdiniz ya da size hoş bir iltifatta bulundu. Elinizi, masanın altından giysinizin içinde taşıdığınız gizli bir silah gibi çıkarın, bir hamlede elini vurun ve bırakmayın. Siz elini tutmaya devam ederken, bir süre sonra yüzünde, hayalet görmüş ama korkmamanız için bunu size çaktırmaması gerekiyormuş gibi bir ifade belirirse, elinizde bir el değil de ölü bir kuş tuttuğunuzu hissederseniz, en geç bir aya kadar o adamı, ortak arkadaşlarınızı, onunla ilgili her şeyi terk edin. Sizin ilişkiden korkmaya hakkınız yoksa, onun da yok. İstiyorsa gelsin, istemiyorsa güle güle. Size başka erkek mi yok?

“AİLEM YOK”

Aile ile tanıştırılma ilişkinin çok önemli bir safhasıdır. İlk gün gerçekleşmeyeceği bilinir. Sadece ilişki oturduktan, emin olunduktan sonra bu büyük buluşmanın yapılacağı çok nettir. O tanıştırma, tanıştırılma gününden sonra ilişkide yeni bir perde açılır. Bu perdede, çatışma olabileceği gibi, yakınlaşma ve güven de görülebilir. Ve bizim kurnaz erkeğimiz bunun son derece farkındadır. Bunun kısa sürede gerçekleştirilmeyeceğinden, bu yüzden yemeğe gitme, sinemaya gitme gibi normal taleplerin ardından istenmeyeceğinden emindir. Bu nedenle içi rahattır. “Ailenle tanıştırsana” cümlesini kuracak kadar tehditkar ve özgüveni yüksek kadınlarla da karşılaşmamıştır belki. İlişkiniz aylardır sürüyor ama içiniz huzursuzsa durup bir düşünün. Hep kaçan, hatta kovalamanızı bile beklemeyecek kadar hızla kaçan, sonra hızla, kendi istediği zaman çok yakınınıza gelen, sizi avucunun içine almış, numaracı bir erkek mi acaba bu?

Evet, sinsi biriyle karşı karşıyasınız, öyleyse siz de minik bir sinsilik yapabilirsiniz. Kendi anne ya da babanızla bir tanışma karşılaşması organize edin. Sanki, tesadüfi olarak gerçekleşmiş gibi. Sözünü ettiğimiz, özel olarak gün kararlaştırmanız ve onun ikna olarak tanışmaya gelmesi değil. Sizi evden almaya gelmişken karşılaşsınlar, erkek arkadaşınız olarak tanıştırın. Ya da annenizle alışverişteyken onunla buluşun. Yine “işte bahsettiğim kişi anneciğim” deyin. Bu karşılaşma ya da tanışmadan sonra telefon trafiğiniz azalıyorsa, kafası karışmış bir damat adayı, yeni bebeği doğmuş amatör bir baba suratı takınarak ortadan yok oluyorsa, ya ilişkiniz ilişki değil, ya da ilişkiniz bildiğimiz ve klasik anlamda bir ilişki ama aile safhasına gelmek için henüz hazır değil. Bunu anlamak da size kalmış, ikisi arasında dağlar kadar fark var aslında.

Ailenizi alet etmek istemiyorsanız, onun ailesi ile ilgili sorular sorarak, evlenmek isteyen ve kaleyi içeriden fethetme arzusu duyan kadın yaftası yapıştırılması riskini göze alarak, onlarla tanışmak istediğinizi belirtin. Sizin amacınız yüzük takmak değil ki; önce, samimi bir ilişkiye başlamak. Son derece saçma yanıtlar alırsanız ve “Ailem yok” “Ben çok küçükken onlar, anlatamayacağım…” “Annem çok zor bir kadındır, sevmezsin onları…” gibi komik yalanlar duyarsanız, kadın tavlama ve bunu devam ettirme konusunda profesyonel biriyle karşı karşıyasınız demektir, size kolay gelsin!

“ARKADAŞLARIM RAHAT VERMEZ, BOŞVER”

Özellikle çevre faktörü, yani erkeklerin arkadaşlarının etkisi nedeniyle de “işte yeni sevgilim” cümlesi kurulmuyor olabilir. Yaşına rağmen hâlâ ergen ruhu taşıyan erkekler, arkadaşlarının fikirlerine ve onların değerlerine o kadar kafayı takarlar ki, yanlarında fiziği dört dörtlük bir kadın varsa, hemen ortalara çıkarıverirler. Bu tip, eğer duygularından, sizin muhteşem fiziğinizden, ya da giyim kuşamınızdan emin değilse, deyim yerindeyse sizi evde besler. Pek sosyalleşmediğini, çok fazla arkadaşı olmadığını bile sanırsınız. Erkek arkadaşlarının birer öküz olduğunu anlatması, erkek erkeğe çıktıklarını, aralarına hiç kadın almadıklarını söylemesi de bu davranış biçimine tuz biber eker. Oysa onun tek derdi, koluna taktığı “nesne” ile hava atabilmektir. Size siz olduğunuz için değer vermiyorsa, yalnızken iyiyseniz ama sizi insanlarla tanıştırmıyorsa, hiç tereddüt etmeden, yeni bir aşka yelken açın.

Unutmayın; kendinize değer vermezseniz, kimse vermez.

Tabii şöyle bir ihtimal de söz konusu: Bu erkek, kız arkadaşının yakın erkek arkadaşı tarafından çalınması deneyimini yaşamış kıskanç ötesi biri olabilir. Bu yüzden sizi sakınabilir. Ancak bu apayrı bir kategori ve çözüm yolları da çok farklı. Durumları ve deneyimleri birbirine karıştırmamakta fayda var.

Arkadaşlarıyla tanıştırılmamanın, onun çevresine dahil edilmemenin bir diğer sebebi ise diğer kadın adaylardır. Bu çevrede ilişki yaşadığı ya da yaşamak istediği kadınlar vardır. Sizi onlarla tanıştırması, bütün kapıları kapatması anlamına gelir. Oysa, erkeğiniz bir kişi ile kapalı kapılar ardında görüşürken tüm pencerelerin, kapıların, aralıkların ardında onu bekleyen, isteyen, arzulayan diğer kadınların olduğu yanılsamasını yaşamak ve haremini genişletmek ister. Burada diğer kadınları rakip olarak görmek, tuzağa düşmeniz anlamına gelir. Gerçekte tüm diğer kadınlarla aynı saftasınız, yapmanız gereken karşınızdaki erkeğin profilini doğru analiz edip, sizi yıpratmasına, kıskançlığa sürüklemesine izin vermeden ilişkinizi samimi bir şekilde yaşamak.

“PARTİ Mİ? SEN SIKILIRSIN”

Özel gün kutlamalarını geçiyoruz. Yani, yılbaşları, Sevgililer Günü yemekleri, bayram tatilleri, düğünler, doğumgünleri onsuz geçiyorsa ve beraber olduğunuz erkeğin bunları ayrı geçirmeniz için evli olmak dışında önemli bir gerekçesi yoksa, bu, dördüncü maddeye bile gelmiş olmanız talihsizlik. Bu erkek, sizinle öylesine takılıyor; ona sevgilim demek istiyorsanız ya kör ya da gerçekleri kabul edemeyecek kadar hayal aleminde yaşıyor olmalısınız.

Peki bu özel geceler bir şekilde ilişki başlangıç takviminizle örtüşmedi diyelim. Fakat illaki iş partileri, davetler, gece kulübü gezmeleri, konserler, yani insanların toplu olarak eğlendiği aktiviteler gerçekleşmiştir, değil mi? Yani erkeğinizin arenası, ava çıktığı libido dozu yüksek toplaşmalar diyebiliriz bunlara. Yoksa siz de orada bulunup onunla beraber eğlenmek mi istiyorsunuz? Sizin orada ne işiniz var? Eline, ayağına dolanacaksınız, çekilin kenara, çekilin! O sizi elinde tutarken, öbür cebini de doldurup yedeklerini seçmek, cinsel hayatını garantiye almak istiyor. Her zaman sizden iyisi vardır değil mi? Çoktan seçmeli bu hayatta tek doğru yanıt olamaz ki onun için!

Sizin onu davet ettiğiniz eğlenceli gecelere ise biraz çekimser bir tavırla geliyor ve sizle ilgilenmektense, bakınıyorsa, kenara çekilip kaderinize razı olmalısınız, değil mi?
Unutmayın ki; herkesin ve her şeyin “daha iyisi” her zaman vardır, bu, nereden baktığınıza göre değişir. Yani erkeğinizden iyisi de var tabii ki, sadece bakmayı bilmelisiniz.

Aslında çoktan seçmeli yaşamda bay doğru belki de artık yok, beyaz atlı prensler çoktan yaşlandı. Fakat sevgi ve saygı can çekişse de yaşamaya devam ediyor, iletişim sürüyor. İki insanın açıkça konuşmasından kime zarar gelir ki? Sizi yerleştirdiği bu yedek oyuncu kulübesi yaşamak istediğiniz ,aşkın, ilişkinin, dahası arzuladığınız yaşamın fazla dışında değil mi? Saha ise, acılarıyla, zaferleriyle daha gerçek bir dünya. En azından orada kalpler atıyor.

“KISKANMAM BEN”

Peki, gördük ki, onun kapısı her zaman ardına kadar açık, bir ayağı hep dışarıda. Ya sizin tarafınızdaki kapı da açık olursa? Cereyan mı yapar, hasta mı olur, yoksa çok umurunda olmaz mı? Rahat ilişki formülünü tercih eden, böylece sonsuz ve sorunsuz özgürlüğünü garantiye almış çoğu erkek; kadın da benzer türde bir ilişki biçimi isteyince, birden yuvasını sahiplenici bir erkeğe dönüşür. Kıskanmak; sevginin, ilişkinin, aşkın göstergesi değildir her zaman. Hatta çoğu zaman, sağlıksız bir mülkiyet duygusunun ve egonun eş anlamlısıdır. Bu nedenle, sizinle “sevgili olma” lütfunu sunmayan erkeğin sizi kıskanması, gözlerinizi parlatmasın, yüreğinizi kıpır kıpır ettirmesin; buna izin vermeyin. Bunlar bir yanılsama olabilir.

Kıskanan erkeğin diğer ucunda ise, başka erkek ihtimalleri hakkında hiç soru sormayan, bırakın kıskançlık belirtisini göstermeyi, sakince dinleyen bir erkek türü bulunabilir. E, artık daha fazla göstergeye, sinyale gerek var mı? İster ilişkiden korktuğu, ister aşık olmadığı için olsun, belli ki sizinle gerçek bir ilişki yaşamaya niyeti yok. Gerçek bir ilişkinin provası bile değil belki de bu. Sonra gözyaşları içinde yalnız kalmayın. Yol yakınken mantığınızı konuşturun.

SON SÖZ…

Yine de uyaralım, yukarıdaki taktikleri birebir uygulamayın, tehlikeli sonuçlar çıkabilir. Tüm bu sinyallerden, kodlardan, erkeği çözme çabalarından ziyade, en büyük gücünüz olan iç sesinize kulak verin. Hisleriniz zaten ne tür bir ilişki yaşamakta olduğunuzu size hep söylemiştir. Ya kulak vermemişsinizdir ya da kabul etmek istememişsinizdir.

Ancak eğer sizin istediğiniz huzur ve samimiyet değilse; yanlış, eksik, zor, tuhaf ilişkileri ve erkekleri tercih ediyorsanız, gizli gizli acı çekmekten keyif alıyorsanız ve bununla ilgili bir derdiniz yoksa, o zaman kimsenin size doğru yolu göstermesine de izin vermeyin!

Unutmayın ki en büyük kötülüğü de iyiliği de kendimiz yapıyoruz. Sizi üzmüş bile olsalar, yukarıda onlara espriyle saldıran cümleler okumuş bile olsanız, erkekler düşman cephede değiller. Aslında her iki taraf da diğer yarısını arıyor, eksiğini tamamlamak istiyor. Bu mümkün olmadığı için, kuyruğunu kovalayan kedi ve köpek gibi aynı daire içinde bir kısır döngü halinde yaşayıp gidiyoruz işte. Geriye, yanlış anlaşılmalar, yarım aşklar, tamamlanmamış öfkeler, eksik ilişkiler bırakarak…

ekolay.net (alıntı)

Use Facebook to Comment on this Post

Etiketler: , ,



Yorum Yapın

 
Copyright © 2009 Arkadaşlık Siteleri ve Arkadaşlık Uygulamaları. Tüm hakları saklıdır.
Sevgi & Aşk